Şimdiye Kadar…

Linux ile ilk olarak 4-5 sene kadar önce tanıştım. Bir yazı sayesinde kurmuştum Linux’u. Nerede ve kim tarafından yazıldı, hatırlamıyorum, ama hemen hemen şöyle diyordu ; “Belki sorunla karşılacaksınız , ancak aynı sorunu dünyanın diğer ucunda başka  birisi daha yaşıyor olacak ve başka bir ucundan birisi de soruna çözüm üretecek. İşte Linux’un güzelliği burada” Ve ben yazıyı okumayı bitirdiğimde çoktan Linux kurmaya karar vermiştim.

O zamanlar bir dergiden edindiğim Mandrake Linux’u Pentium III 800Mhz , 128Mb ramlik bilgisayarıma kurmuştum heyecanla. 3 Cd şeklinde gelen Mandrake birkaç pencere yöneticisini içinde barındırıyordu ve henüz Kde nedir , Gnome nedir bilmediğimden de  gözüme ilk olarak ilişen Kde’yi seçip Tamam’a basmıştım. Ve işte , ilk Linux masaüstüm karşımda duruyordu. Keşfedilmesi gereken çok şey vardı…

Ne yazık ki ilk Linux maceram çok uzun sürmedi. O dönemlerde arkadaşlarım gibi ben de bilgisayar oyunu oynamak istiyordum ve linux bunu tam olarak karşılayamıyordu. Buna bir de linuxun hafif karmaşıklığı eklenince kaldırmak zorunda kaldım Mandrake’yi. Ama Linux hep içimde bir uhte olarak kaldı.

Yaklaşık yarım sene sonra Chip dergisi özel Linux sayısı çıkardı. 3 farklı Linux dağıtımı veriyordu beraberinde. Dergiyi alıp heyecanla eve geldim ve dağıtımlara tek tek göz atmaya başladım. Mandrake , Knoppix ve Suse gelmişti dergi ile beraber. Kurulum gerektirmediğinden ilk olarak Knoppix girdi cd sürücümden içeri. Ve işte yine olmuştu , içimdeki o Linux sevgisi yine canlanmıştı. “Suse’yi kursam mı ki?” diye düşünüp duruyordum ki ardından daha fazla dayanamayarak harddiskimin en güzide yerini Suse’ye ayırdım. Ancak ne yazık ki yine çok sürmedi maceram ve Suse yine kaldırıldı ait olduğu yerden.

Sonra içimi kararlılıkla dolduran o haber geldi ; Pardus. Tübitak tarafından geliştirilen yerli bir dağıtım. Evet evet buydu aradığım , istediğim şey. Türk kullanıcısının ihtiyaçlarını bilen ve ona göre sürüm çıkartan bir dağıtım olacaktı bu. Hem de tamamen Türkçe olacaktı. Beklemeye başladım , Anadolu Pars’ı gelip alacaktı beni pencerenin arkasından. Üstüne bindirip sonsuz çayırlarda gezdirecekti. Ama olmadı…

İlk sürüm birçok hatayla birlikte geldi ve bilgisayarım çökmekten kurtulamadı… Defalarca…
Harika bir temayla birlikte gelmişti oysa. Tam ihtiyacım olan yazılımlar da vardı ama… Ah o ölümcül hataları da olmasaydı… Özellikle benim gibi acemi bir linux kullanıcısı için…

3 ayın sonunda kendimi pencere arkasına kilitledim yeniden. Ve sakin bir bekleyişe başladım… Sürekli olarak internette bankacılık işlemleri yapıyordum. Eh biraz da paranoyağım. Sonunda virüs korkum ağır bastı ve yeniden Linux dedim. Ancak bu sefer daha farklı bir sürüm arıyordum. Bugüne kadar hep Kde kullanmıştım , artık yeni birşeyler deneme vakti gelmişti. Ubuntu yükledim bu sefer ve Gnome’un mükemmelliğinin farkına vardım. Bana en uzun dayanan sürüm de Ubuntu oldu zaten : ) Hem geniş paket depoları hem de internetteki büyük toplululuğu ile gönlümü kazanmayı başarmıştı. Ancak aylarca süren Ubuntu deneyimim “Subtitle Workshop” zorunluluğu ile bozuldu… Ve kendimi işletim sistemi sürekli değişen bir bilgisayar başında , hergün format ile uğraşırken buldum. Xp , Vista , Pardus , Kubuntu , Xubuntu…

Şu an Ubuntu üzerinden yazıyorum… İlk halime göre artık biraz daha deneyimliyim belki ama hala bir acemiyim… Eh bu kadar sorunla karşılaşıp dururken , ben de her karşılaştığım sorunu ve çözebildiysem eğer çözümünü buraya yazmaya karar verdim…

Belki kimsenin böyle bir yer olduğundan haberi dahi olmayacak , belki de bir iki kişi okuyup faydalanacak. Ama en kötü ihtimal yarın öbürgün ben “ya acaba nasıl yapmıştım ki ben bunu?” diye düşünürken gelip bir bakarım buraya , kendime… : )


About this entry